Miras kalan taşınmazların mirasçılar arasında paylaşılması konusunda her zaman tapuda resmî bir işlem yapılmış olmayabilir. Uygulamada mirasçılar, kendi aralarında anlaşarak taşınmazların kim tarafından kullanılacağını belirleyebilmekte ve bu paylaşımı yazılı bir sözleşmeyle kayıt altına alabilmektedir. Ancak daha sonra mirasçılardan birinin ortaklığın giderilmesi davası açması, daha önce yapılan bu anlaşmanın hukuki sonuçlarını gündeme getirmektedir.
Rızai taksim sözleşmesi, mirasçılar arasında daha önce yapılmış bir paylaşma anlaşmasına dayanılarak ortaklığın giderilmesi davasına karşı ileri sürülebilir. Bununla birlikte, sözleşmenin geçerliliği, bütün mirasçıların katılımıyla düzenlenip düzenlenmediği, hangi taşınmazları kapsadığı ve tapuda gerekli işlemlerin yapılıp yapılmadığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Bu yazımızda rızai taksim sözleşmesinin ne olduğu, hangi şartlarda geçerli sayıldığı, ortaklığın giderilmesi davasına etkisi ve Yargıtay kararları ışığında izlenebilecek hukuki yollar ele alınmaktadır.
Rızai taksim sözleşmesi, birden fazla kişinin ortak mülkiyetine veya miras ortaklığına konu olan malların, tarafların karşılıklı anlaşmasıyla paylaşılmasını düzenleyen sözleşmedir. Miras hukukunda bu sözleşme, mirasçıların terekeye dahil malların tamamını veya bir bölümünü kendi aralarında nasıl paylaşacaklarını belirlemelerine imkân tanır.
Örneğin, anne veya babalarından kalan birden fazla taşınmaz bulunan mirasçıların, belirli taşınmazların bir kısmını bir mirasçıya, diğerlerini ise başka mirasçılara bırakmak üzere anlaşmaları mümkündür. Bu anlaşmanın hukuki sonuç doğurabilmesi için kanunda öngörülen koşulların yerine getirilmesi gerekir.
Özellikle mirasçılar arasında yapılan paylaşma sözleşmesi ile paylı mülkiyete tabi taşınmazlar üzerinde düzenlenen her türlü harici anlaşmanın aynı hukuki sonuca yol açmadığı unutulmamalıdır. Taşınmazın tapudaki mülkiyet durumu ve paylaşımın hangi hukuki ilişkiye dayandığı önem taşır.
Miras paylaşma sözleşmesinin temel hukuki dayanağı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 676. maddesidir.
TMK m. 676 uyarınca mirasçılar arasında payların oluşturulması ve fiilen alınması veya mirasçıların aralarında yapacakları paylaşma sözleşmesi, mirasçıları bağlar. Kanun, paylaşma sözleşmesinin geçerliliğini yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlamıştır.
Bu düzenleme çerçevesinde, mirasçılar arasında yapılan rızai taksim sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yalnızca tarafların taşınmazların paylaşılması konusunda anlaşmış olmaları yeterli değildir. Sözleşmenin yazılı olması, bütün mirasçıların katılımını içermesi ve paylaşımın kapsamının belirlenebilir olması gerekir.
Ayrıca Türk Medeni Kanunu'nun 702. maddesinde elbirliği mülkiyetine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Elbirliği mülkiyetinde ortakların hakları ve tasarruf yetkileri, kanun veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça birlikte hareket edilmesini gerektirir.
Bu nedenle miras kalan taşınmazlar bakımından rızai taksim sözleşmesinin hukuki etkisi değerlendirilirken TMK m. 676 ve m. 702 hükümleri birlikte dikkate alınmalıdır.
Bir rızai taksim sözleşmesinin ortaklığın giderilmesi davasında sonuç doğurabilmesi, sözleşmenin hukuken geçerli olup olmadığına bağlıdır.
TMK m. 676 uyarınca miras paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekle tabidir. Bu nedenle sözlü anlaşmaların, tek başına miras taksim sözleşmesinin kanuni geçerlilik koşulunu karşıladığı kabul edilemez.
Yazılı sözleşmenin noter tarafından düzenlenmiş olması her durumda zorunlu değildir. Miras paylaşma sözleşmesinde kanunun aradığı yazılı şekil, kural olarak adi yazılı bir belgeyle sağlanabilir.
Ancak yazılı belgenin varlığı tek başına yeterli değildir. Belgenin bütün mirasçıların iradesini yansıtıp yansıtmadığı, imzaların kime ait olduğu ve paylaşımın hangi malları kapsadığı da incelenmelidir.
Miras taksim sözleşmesinin geçerliliği bakımından en önemli hususlardan biri, bütün mirasçıların sözleşmeye katılmasıdır.
Mirasçılardan birinin paylaşma anlaşmasına katılmaması veya sözleşmede gerekli temsil koşulları sağlanmadan işlem yapılması, sözleşmenin geçerliliğini tartışmalı hâle getirebilir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 02.10.2019 tarihli, 2016/7908 E. ve 2019/6087 K. sayılı kararında, paylaşma sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve bütün mirasçıların sözleşmeye katılması gerektiği vurgulanmıştır.
Bu nedenle ortaklığın giderilmesi davasında rızai taksim sözleşmesine dayanılacaksa mirasçılık belgesi ile sözleşmede imzası bulunan kişilerin karşılaştırılması ve bütün mirasçıların katılımının araştırılması önemlidir.
Sözleşmede hangi taşınmazın kime bırakıldığı, paylaşımın hangi taşınmazları kapsadığı ve mirasçıların paylaşım konusundaki iradelerinin ne olduğu anlaşılabilir biçimde ortaya konulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 14.04.2021 tarihli, 2018/1304 E. ve 2021/2792 K. sayılı kararında, mirasçıların taşınmazları paylaşıp her birinin kendi payına düşeni aldığı ve diğer mirasçıların paylarına düşenler bakımından karşılıklı olarak vazgeçtiklerinin açık ve kesin şekilde belirlenmesi gerektiği yönündeki değerlendirme önem taşımaktadır.
Bu nedenle yalnızca taşınmazların belirli mirasçılar tarafından kullanılıyor olması, her olayda geçerli bir miras taksim sözleşmesi bulunduğunu göstermeyecektir. Fiilî kullanım, sözleşmenin içeriği ve diğer deliller birlikte değerlendirilmelidir.
Miras taksim sözleşmesinin kapsamı belirlenirken taşınmazların sözleşme tarihinde hangi mülkiyet rejimine tabi olduğu da incelenmelidir.
Terekeye dahil olan ve henüz paylaşılmamış miras malları bakımından yapılan anlaşmalar ile önceden paylı mülkiyete dönüştürülmüş veya başka bir hukuki işlemle bir mirasçı adına tescil edilmiş taşınmazlar aynı şekilde değerlendirilemez.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 11.01.2024 tarihli, 2023/4675 E. ve 2024/119 K. sayılı kararında da miras paylaşımının, paylaşma sözleşmesinin yapıldığı sırada miras ortaklığına dahil olan ve henüz paylaşılmamış mallar bakımından söz konusu olabileceği belirtilmiştir.
Bu sebeple sözleşmenin tarihi, tapu kayıtları ve taşınmazların o tarihteki mülkiyet durumu birlikte incelenmelidir.
Ortaklığın giderilmesi davası, uygulamada izale-i şüyu davası olarak da adlandırılmaktadır. Bu dava, ortak mülkiyet ilişkisinin sona erdirilmesini amaçlar.
Mirasçılar arasında geçerli bir miras taksim sözleşmesi yapılmışsa, sözleşmenin kapsadığı taşınmazlar yönünden ortaklığın giderilmesi talebinin hukuki durumu değişebilir. Bununla birlikte, sözleşmenin mahkemeye sunulması her durumda bütün taşınmazlar yönünden davanın doğrudan reddedilmesini gerektirmez.
Yargıtay kararlarında, somut olayın özelliklerine göre farklı usulî yaklaşımlar bulunmaktadır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 21.09.2010 tarihli, 2010/8270 E. ve 2010/9581 K. sayılı kararında, mirasçıların bir araya gelerek rızai taksim ve sulh anlaşması düzenledikleri, kendilerine intikal eden taşınmazları paylaştıkları olayda, geçerli sözleşmenin tapuda uygulanmasının taraflara ait olduğu belirtilmiştir.
Kararda, geçerli paylaşma sözleşmesi karşısında ortaklığın giderilmesi davasının kabul edilmesinin hatalı olduğu değerlendirilmiştir.
Benzer şekilde Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 24.01.2011 tarihli, 2010/9844 E. ve 2011/516 K. sayılı kararında, bütün mirasçıların katılımıyla yapılmış geçerli bir paylaşma sözleşmesi bulunan taşınmazlar yönünden ortaklığın giderilmesi davasının reddi gerektiği yönündeki yaklaşım benimsenmiştir.
Bu kararlar, geçerli miras taksim sözleşmesinin ortaklığın giderilmesi davasına karşı önemli bir hukuki savunma oluşturabileceğini göstermektedir.
Miras taksim sözleşmesi ile taşınmazın tapu kaydının değiştirilmesi aynı işlem değildir. Sözleşme, mirasçılar arasında paylaşım konusunda borçlandırıcı sonuç doğurabilir; ancak tapu sicilinde gerekli değişikliklerin yapılması için ayrıca hukuki işlem veya dava gerekebilir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 13.09.2017 tarihli, 2015/15951 E. ve 2017/6265 K. sayılı kararında, miras taksim sözleşmesine dayanan tarafa tescil davası açması için uygun süre verilmesi ve dava açıldığı takdirde bu davanın bekletici mesele yapılması gerektiği belirtilmiştir.
Aynı Dairenin 02.10.2019 tarihli, 2016/7908 E. ve 2019/6087 K. sayılı kararında da sözleşmeye dayanan davalıya tescil davası açmak üzere süre verilmesi, dava açılırsa sonucunun beklenmesi, dava açılmazsa ortaklığın giderilmesine karar verilmesi gerektiği yönünde değerlendirme yapılmıştır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 02.03.2023 tarihli, 2023/785 E. ve 2023/1270 K. sayılı kararı da yalnızca taksim sözleşmesinin varlığına dayanılarak her durumda doğrudan ret kararı verilmesinin doğru olmayabileceğini göstermektedir.
Bu yaklaşımda, açılacak tapu iptali ve tescil davasının ortaklığın giderilmesi davasının sonucunu etkileyip etkilemeyeceği değerlendirilir. Koşulları varsa HMK m. 165 kapsamında bekletici mesele kararı verilmesi gündeme gelebilir.
Dolayısıyla mahkemenin hangi yöntemi uygulayacağı, sözleşmenin kapsamına, tapu kayıtlarına ve somut uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmelidir.
Rızai taksim sözleşmesi ile ortaklığın giderilmesi davasında yer alan taşınmazların aynı olup olmadığı her zaman yalnızca belgeler üzerinden belirlenemeyebilir.
Özellikle eski tarihli sözleşmelerde taşınmazların ada ve parsel numaraları yerine mevki, sınır veya yerel isimlerle tarif edilmiş olması mümkündür. Bu durumda sözleşmede belirtilen yerlerin güncel tapu kayıtlarıyla örtüşüp örtüşmediği araştırılmalıdır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 22.09.2025 tarihli, 2025/44 E. ve 2025/3771 K. sayılı kararında, mahallinde keşif yapılması, sözleşmenin zemine uygulanması ve denetime elverişli bilirkişi raporu alınması gerektiği belirtilmiştir.
Kararda, taksim sözleşmesinde belirtilen yerlerle dava konusu taşınmazların örtüşmesi hâlinde ilgili taşınmazlar yönünden sözleşmenin hukuki sonuçlarının değerlendirilmesi; sözleşmede yer almayan taşınmazlar bulunması durumunda ise bu taşınmazlar bakımından işin esasının incelenmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Bu yaklaşım, birden fazla taşınmazın dava konusu edildiği dosyalarda özellikle önemlidir. Sözleşmenin yalnızca bazı taşınmazları kapsaması hâlinde, sözleşmenin kapsamı dışında kalan bütün taşınmazlar hakkında aynı sonuca ulaşılması doğru olmayabilir.
Bu nedenle gerekli hâllerde harita veya kadastro bilirkişisi aracılığıyla keşif yapılması ve sözleşmenin hangi taşınmazları kapsadığının teknik olarak belirlenmesi talep edilmelidir.
Ortaklığın giderilmesi davasında davalılardan biri rızai taksim sözleşmesini sunabilir. Ancak diğer mirasçılardan biri sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürebilir.
Bu durumda sözleşmenin geçerliliği, yalnızca belgenin dosyaya sunulmasıyla kabul edilemez. İmzanın aidiyetinin gerektiğinde uzman incelemesiyle belirlenmesi gerekir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 03.10.2011 tarihli, 2011/5793 E. ve 2011/10078 K. sayılı kararında, miras taksim sözleşmesinin geçerliliğinin araştırılması ve imza inkârı hâlinde gerektiğinde imza incelemesi yaptırılması gerektiği belirtilmiştir.
Bu nedenle sözleşmenin aslı muhafaza edilmeli; imza inkârı söz konusu olduğunda mahkemeden imza incelemesi yapılması, karşılaştırmaya elverişli belge asıllarının ilgili kurumlardan getirtilmesi talep edilmelidir.
Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.
Bu hüküm, mirasçılar arasında daha önce yapılmış ve uygulanmış bir paylaşımın sonradan inkâr edilmesi durumunda önem kazanabilir.
Örneğin, bir mirasçının imzaladığı paylaşma sözleşmesine uygun olarak kendisine bırakılan taşınmazı uzun süre kullanması ve daha sonra aynı sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürmesi, somut olayın koşullarına göre dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilebilir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 22.01.2024 tarihli, 2023/5535 E. ve 2024/381 K. sayılı kararında aktarılan önceki bozma ilamında, harici taksim gereği intikaller gerçekleştirilmişse taksimin geçersizliğini ileri sürmenin TMK m. 2 kapsamında hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabileceği vurgulanmıştır.
Bununla birlikte dürüstlük kuralı, her türlü şekil veya geçerlilik eksikliğini kendiliğinden ortadan kaldıran genel bir kural olarak değerlendirilmemelidir. Sözleşmenin uygulanma biçimi, tarafların davranışları, taşınmazların hukuki durumu ve somut olayın diğer özellikleri birlikte incelenmelidir.
Rızai taksim sözleşmesine dayanarak ortaklığın giderilmesi davasına karşı savunma yapılacaksa, hukuki ve usulî adımların dikkatle belirlenmesi gerekir.
1. Sözleşmenin mahkemeye sunulması: Rızai taksim sözleşmesinin aslı veya usulüne uygun sureti dosyaya sunulmalı; sözleşmenin tarihi, tarafları ve kapsamı açıklanmalıdır.
2. Mirasçıların katılımının ortaya konulması: Mirasçılık belgesi ile sözleşmede imzası bulunan kişiler karşılaştırılmalı, bütün mirasçıların katılımı ve varsa temsil yetkileri incelenmelidir.
3. Taşınmazların sözleşme kapsamına girip girmediğinin belirlenmesi: Tapu kayıtları, kadastro belgeleri ve gerektiğinde keşif yoluyla sözleşmenin hangi taşınmazları kapsadığı tespit edilmelidir.
4. Davanın reddi talebinin değerlendirilmesi: Sözleşmenin geçerli olduğu ve uyuşmazlık konusu taşınmazları kapsadığı ölçüde, ilgili taşınmazlar yönünden ortaklığın giderilmesi talebinin reddi istenebilir.
5. Alternatif olarak tapu iptali ve tescil davası yolunun değerlendirilmesi: Somut olayda tescil davası açılması gerekiyorsa mahkemeden uygun süre verilmesi ve açılacak davanın HMK m. 165 kapsamında bekletici mesele yapılması talep edilebilir.
Bu taleplerin aynı dosyada hangi sırayla ileri sürüleceği, sözleşmenin hukuki niteliği ve dosyanın mevcut aşamasına göre belirlenmelidir.
TMK m. 676 kapsamında miras paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır. Bu nedenle kanunun aradığı yazılı şeklin sağlandığı miras paylaşma sözleşmelerinde noter tarafından düzenleme yapılması kural olarak zorunlu değildir. Ancak sözleşmenin içeriği ve yapılacak işlemin niteliği ayrıca değerlendirilmelidir.
Geçerli bir miras taksim sözleşmesi, kapsadığı taşınmazlar yönünden ortaklığın giderilmesi talebine engel oluşturabilir. Bununla birlikte mahkeme, sözleşmenin geçerliliğini, kapsamını ve tapu işlemlerinin durumunu incelemelidir. Bazı durumlarda tapu iptali ve tescil davası açılması için süre verilmesi ve bu davanın sonucunun beklenmesi gerekebilir.
Bütün mirasçıların katılımı, miras paylaşma sözleşmesinin geçerliliği bakımından temel koşullardandır. Bir mirasçının imzasının bulunmaması hâlinde sözleşmenin geçerliliği ve diğer delillerin etkisi somut olay çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Kural olarak sözleşmenin kapsamı ayrıca belirlenmelidir. Sözleşmede yer almayan taşınmazlar yönünden ortaklığın giderilmesi talebinin ayrıca incelenmesi gerekebilir. Bu nedenle taşınmazların tek tek belirlenmesi ve gerektiğinde keşif yapılması önemlidir.
Miras paylaşma sözleşmesi ile tapuda mülkiyetin tescili aynı hukuki işlem değildir. Tapu sicilinde gerekli değişikliklerin yapılabilmesi için olayın özelliklerine göre tarafların gerekli işlemleri yapması veya tapu iptali ve tescil davası açılması gerekebilir.
Rızai taksim sözleşmesi, mirasçılar arasında paylaşım konusunda yapılmış önemli bir hukuki anlaşmadır. Geçerli bir sözleşmenin varlığı, miras kalan taşınmazlar hakkında açılan ortaklığın giderilmesi davasının sonucunu doğrudan etkileyebilir. Ancak sözleşmenin geçerliliği, bütün mirasçıların katılımı, taşınmazların kapsamı ve tapu sicilindeki durum birlikte değerlendirilmelidir.
Yargıtay uygulaması, bazı olaylarda ortaklığın giderilmesi davasının reddini, bazı olaylarda ise tapu iptali ve tescil davası açılması için süre verilmesini ve bu davanın sonucunun beklenmesini gerekli görebilmektedir. Bu nedenle her dosyada aynı sonuca ulaşmak mümkün değildir.
Rızai taksim sözleşmesine dayanan uyuşmazlıklarda sözleşmenin doğru yorumlanması, taşınmazların kapsamının belirlenmesi ve usulî taleplerin zamanında ileri sürülmesi hak kayıplarının önlenmesi açısından önem taşır.
Ayrıntılı bilgi için İsa Ergen Hukuk ve Danışmanlık internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz.
Yasal bilgilendirme: Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her uyuşmazlığın sonucu, sözleşmenin içeriğine, tapu kayıtlarına, delillere ve somut olayın özelliklerine göre değişebilir.